ARŞİV

SON İZLEDİKLERİNİZ


Prof. Dr. Ülkem Yararbaş & Emre Göktepe: ʺSistem düşünürü olmak insanlığın doğasında var.ʺ

Sistem düşünürü bir öğretmen Dünyayı nasıl görür? Okula, sınıfa nasıl yaklaşır? Bu bakış açısı öğretmenin yapacağı planlamaları ne anlamda etkiler?

  • 18.02.2023

Sistem düşünürü olmanın tam zamanı!

Sistem düşüncesi yaklaşımı aslında çok eski tarihlere dayanıyor. Ama şimdi, yeryüzü ekolojik krizlerle birlikte değişirken, eğitim gibi birçok sistemi yeniden düşünmek zorunda kaldığımız bir dönemde sistem düşüncesi daha çok gündemde.

Çevremize ve bu nedenle doğrudan kendimize verdiğimiz zarar yönünden bakarsak tabii ki çok çok geç kaldık çünkü kalıcı zarar vermeye başladık ve bunu artarak sürdürüyoruz. Sanırım bunun nedeni aklımızın çalışma biçimi. Aklımız bir şeyi anlamak için onu parçalıyor (çözümleme [analiz] yapıyor). Yani "elma" dediğimiz zaman "elma olmayan"ı da tanımlıyoruz. Bu durum "çevre" dediğimiz zaman da oluyor. "Çevre"yi sanki bizim dışımızda, bizden ayrı bir şey olarak tanımlıyoruz. Oysa çevre ile ilişkimiz var: Aynı havayı soluyoruz, aynı suyu içiyoruz, aynı moleküller milyarlarca yıldır dolaşıp, dönüşüp duruyor -dünya, güneşten enerji girişi (ve birkaç gök taşı) dışında kapalı bir sistem. Dünya, sözcüğün tam anlamıyla bir uzay gemisi.

Diğer yandan, soruya sistemin işleyişi, değişimi üreten yapı yönünden bakarsak her şey, tanımı gereği, olması gereken hızda ilerliyor yani sistem düşünürü olmamız gerektiğini sistem düşünürü olmamanın zararlarını gördükten sonra, yavaş yavaş öğreniyoruz. Aslında bu yöntem insanlık olarak neredeyse sürekli uyguladığımız bir şey: Doğanın besin üretiminde taşıma kapasitesi sınırını, tarım yapmaya başlayarak aştık. Enerji kullanma sınırını; önce hayvanları evcilleştirerek onların enerjisini, sonra fosil yakıtların içindeki enerjiyi kullanarak aştık. En hızlı hayvandan daha hızlı yer değiştirebiliyor, kanatlarımız olmadığı halde uçabiliyoruz. Sanırım şimdi de düşünmenin sınırlarına geldik. Sistem düşüncesi; daha derin düşünmeyi, daha derin anlamayı kolaylaştırarak, bu sınırları aşmak olmasa da, her zaman her şeyin bir sınırının olduğunu görmemizi sağlayacak kadar genişletebilir. Bu da belki, tarım ve endüstriden sonra üçüncü büyük devrimimiz diyebileceğimiz Sürdürülebilirlik Devrimini yapmamızın yolunu açabilir.

Sistem yaklaşımını anlamak:

Sistem yaklaşımı çok geniş bir alan, pek çok alt alan içeriyor. Bazı alt alanları, bir sistemin akılla anlaşılamayacağı ancak sezgisel olarak fark edilebileceği gibi neredeyse gizemci görüşleri savunuyor. Bu yazıda açıklamaya çalıştığımız sistem düşüncesi yaklaşımı bunun tam tersini savunuyor. Bu alt alanın adı sistem dinamikleri. Sistem dinamiklerinin iki temel varsayımı var: Dünyanın stoklar ve akışlar olarak anlaşılabileceği ve bu stok ve akışların nedensel döngüler yaratarak kendi davranışlarını üretebilecekleri (iç kaynaklı -endojen- davranış).

Sistem dinamikleri temelli sistem düşüncesi yaklaşımını anlamak için sanırım bu iki varsayımın iyi anlaşılması gerekiyor. Dünya çeşitli stoklardan (birikmelerden) oluşuyor ve bu stokların arasındaki ilişkiler stokları değiştiriyor. Yani stoklar stokları değiştiriyor.

Bu durumu bir buz dağına da benzetebiliriz. Buz dağının su yüzeyinin üzerinde olan bölümü olaylar dünyası, yani içinde yaşadığımız dünya. Bu düzeyde olayları deneyimliyoruz, olaylara tepki veriyoruz, her şey buz dağının üzerinde gerçekleşiyor. Ancak buz dağının bir de görünmeyen bölümü var. Bu bölüm olaylara neden oluyor, olayları üretiyor. Su yüzeyinin hemen altında, olay örüntüleri var. Yani olaylar belli bir örüntü ile; artarak, azalarak, değişmeyerek veya dalgalanarak gerçekleşiyor. Bu düzeyi görselleştirmek için Zaman Boyunca Davranış Grafiği kullanıyoruz. Tabii bu düzeyin de altında, örüntülere neden olan yapı var. Bu düzeyde stoklar ve stoklar arası ilişkiler yani sistem var. Sistem, içeriden veya dışarıdan gelen uyaranlara kendi yapısına göre davranışlar üretiyor. Bu davranışlar örüntüler oluşturuyor ve biz olaylar dünyasında bu örüntülerin neden olduğu birbirinden ayrı gibi görünen olayları yaşıyoruz.

Buz dağı benzetimi olayları anlama kadar olaylara tepki verme düzeyleri için de kullanılabilir. Olaylar düzeyinde, yani buz dağının görünen bölümünde verilen tepkiler, tanımı gereği, olayların anlık etkisini gidermeye yönelik, yüzeysel tepkiler. Duruma bağlı olarak böyle tepkiler vermek zorunda kalabiliriz ancak bunun olaylar düzeyinden olduğunu yani bir süre sonra yineleneceğini bilmemiz gerekiyor. Biraz daha etkili bir tepki örüntü düzeyinden verilebilir. Böyle bir tepki olaylar düzeyi kadar yüzeysel, sistem düzeyi kadar derin değil. Örüntüyü bilmek uyum sağlamak için olanak sağlıyor. Örüntü düzeyinde verilen bir tepki; bir önlem alma, hazırlıklı olma davranışı. Ama tabii en derin (ve en zor) düzeyde davranış yapısal değişikliğe yönelik davranış. Yani sistem düzeyinde değişiklik. Bu düzeyde bir davranışın bilişsel ve duygusal olmak üzere iki büyük zorluğu var: İlk olarak sistemin anlaşılması, müdahale yerlerinin belirlenmesi gerekiyor. Daha sonra da bu müdahalenin gerektirdiği süreyi tanımak yani değişimin gerçekleşmesini beklemek gerekiyor.

Link: (Ayrıntılı bilgi için https://egitimdesistemdusuncesi.org/nedir/araclar.php)

Sistem düşüncesi eğitime iki yönden katkı sağlayabilir: Alanlar arasında ilişki kurma ve alandan alana aktarma (transfer).

Eğitim sisteminde alanlar arası kopukluklar olduğu yeni bir düşünce değil. Hatta indirgemeci yaklaşım ve bunun sonucu olan uzmanlaşma, eğitim sistemine özgü bir durum da değil, çok daha genel bir durum. İndirgemeci yaklaşım, alanların içindeki ilişkilere odaklanarak alanlar arasındaki ilişkileri göz ardı etmesi nedeni ile pek çok yararla birlikte pek çok soruna da yol açıyor. Sistem düşüncesini, indirgemeci yaklaşımın eksiklerini bütüncül bakış açısı ile tamamlamayı amaçlayan bir yaklaşım olarak görebiliriz. Bunu çok somut, çok görsel araçlar kullanarak yapıyor. Böylece Matematik dersi içinde Sosyal Bilgiler veya Tarih ile ilgili bir konu, Türkçe dersi içinde Fen Bilimleri konuları rahatlıkla işlenebiliyor. Veya çevre gibi bir proje içinde; nüfus, ekonomi, tarih, jeoloji, matematik gibi alanlar doğal olarak aynı ders saati içinde yer alabiliyorlar.

Diğer bir katkı da doğrudan değil dolaylı olarak ilişki kurma: Bir alandan diğer alana aktarma yapabilmeyi destekleme. Dünyanın çalışma mekanizmaları aslında birbirlerine çok benziyor. Sistem yaklaşımı kullanıldığında, bir alandaki davranışın altındaki yapının çok başka bir alanda çok benzerinin olduğunu fark etmek kolaylaşıyor. Örneğin nedensel döngüler: İki tür döngü var, pekiştirici ve dengeleyici. Bir bakteri nüfusunun büyümesi ile insan nüfusunun, daha da genellersek herhangi bir nüfusun büyüme eğilimi pekiştirici bir döngü. Nüfus arttıkça artıyor. Sonra bir sınıra geliyor, dengeleyici döngü devreye giriyor, nüfus büyümesi duruyor. Pekiştirici döngünün bulunduğu her yerde aynı davranış gözlemlenebilir: düşen bir nesnenin hızı yer çekimi kuvveti nedeni ile arttıkça artıyor ama sonra hızla birlikte artan sürtünme kuvveti yer çekimi kuvvetine eşitlendiğinde hızlanma duruyor, nesne aynı hızda -çarpıncaya kadar (ki o da ayrı bir dengeleme mekanizması)- yer değiştirmesini sürdürüyor. Veya iki taraf arasındaki gerginliğin gittikçe artması ile ortaya çıkan çatışma (taraflar kişi, grup, ülke olabilir -psikoloji, sosyoloji ve tarih alanlarının konuları olabilecek bu davranışların altında aynı pekiştirici döngü var). Herhangi bir pekiştirici döngü olmadan çalışan dengeleyici döngüler de var: Isı ile sıcaklık, akışkan miktarı ile basınç, elektrik yükü ile voltaj benzer çalışıyorlar: Sıcaklık farkını dengeleyecek kadar ısı akışı, basınç farkını dengeleyecek kadar akışkan akışı, voltajı dengeleyecek kadar elektrik yükü akışı (akım). Ekosistemlerin av-avcı ilişkileri ile ekonomideki ilişkiler birbirlerine çok benziyor. Bu benzerlikler, sistem düşüncesi araçlarının kullanımı ile, bir alandaki öğrenmenin diğer alana aktarılabilmesine olanak sağlıyor.

Gelelim en can alıcı başlığa: Sistem düşünürü bir öğretmen Dünyayı nasıl görür? Okula, sınıfa nasıl yaklaşır? Bu bakış açısı öğretmenin yapacağı planlamaları ne anlamda etkiler?

Sanırım sistem düşünürü bir öğretmen; Dünya'yı olduğu gibi görmeye çalışır ancak kendi zihinsel modelinin bu Dünya'nın yanlı bir yansıması olduğunu da bilir, bu nedenle zihinsel modelini sürekli geliştirir.

Ve belki de hepsinden önemlisi, tüm bunların ısrarlı bir çaba ve zaman gerektirdiğinin farkındadır. Karşılaştığı, değişim içeren her konuda Zaman Boyunca Davranış Grafiği ve Stok-Akış Diyagramları ile sistem düşüncesinin görsel dilini kullanır. Böylece kendi düşüncesine dışarıdan bakabilir (üstbiliş). Zihinsel modelini başkalarının görmesini sağlayabilir. Aldığı geri bildirimlerle zihinsel modelini yani konu ile ilgili anlayışını derinleştirebilir. Böylece bu yaklaşımın; önce sınıfında sonra zümresinde sonra okulunda sonra da diğer okullarda yayılması için yetkinlik geliştirir. Derslerin içinde veya sonunda değerlendirme çalışması gibi küçük uygulamalar ile deneyim kazandıkça, dersi sistem düşüncesi ile tasarlamayı öğrenir. Konunun temel değişkenlerine odaklanmaya başladıkça kullandığı modeller yalınlaşır ve derinleşir.


Yorumunuzu eklemek için giriş yapın

ADRES

TEMA Vakfı Halaskargazi Mah. Halaskargazi Cad.
No:22 Kat:5-6-7-8 Pk:34371 Şişli / İstanbul

© 2023 TEMA
Bu portal, Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile TEMA Vakfı tarafından hazırlanmıştır. Portaldaki tüm içerik TEMA Vakfı tarafından oluşturulmuş olup tüm hakları TEMA Vakfı’na aittir.
Kopyalanamaz, çoğaltılamaz, içerikten bölümler hak sahibinin izni olmaksızın kullanılamaz.